Anksiyete Hakkında Bilinmesi Gereken Herşey

30.04.2018
732
A+
A-
Anksiyete Hakkında Bilinmesi Gereken Herşey
Reklam

Anksiyete Hakkında Bilinmesi Gereken Herşey

Yaygın Anksiyete İle Kalp Krizi İlişkisi

Hollanda Tilburg Üniversitesi’nden Elisabeth Martens ve arkadaşlarının yaptıkları araştırmaya göre, San Fransisco bölgesinde yaşayan 1015 koroner hastalığı olan kişilerin 8 yıllık gözlem sonuçlarına göre yaygın anksiyete bozukluğu görülen hastaların yüzde 6.6’sı anksiyete bozukluğu olmayan hastaların ise sadece yüzde 1.43’ü kalp krizi ya da inme geçirdi.

Bu sonuçlar yaygın ve sürekli kaygı halinde bulunan insanların biyolojik açıdan da dolaşım sorunlarına bağlı ölümcül risklerinin yükseldiğine çok güçlü bir kanıt oluşturuyor. Hürriyet’teki habere göre daha önce yapılan araştırmalar da, depresyonun kalp hastalıkları riskini 2 kat artırdığını gösteriyor.

Psikiyatrik rahatsızlıklarının asla sadece ruhsal sorunlar olmadığını belirten Psikiyatri Uzmanı Ali Hilmi Yazıcı, beyin kimyasındaki değişikliklerin bir dizi biyolojik ve hormanal değişiklikleri tetiklediğini ve hayati hastalıkların ortaya çıkmasına zemin hazırladığı kaydediyor.

Günümüzde psikiyatrik hastalıklar özellikle kaygı bozuklukları ve depresyon sistemik hastalıklar olarak ele alınıyor. Psikiyatrik bir terim olan anksiyete, kaygı, bunaltı, gerginlik ve sıkıntı kelimelerine karşılık geliyor. Anksiyetenin aslında doğal bir duygu olduğunu kaydeden Yazıcı, bu duygunun tehlike karşısında hayatta kalmak için duygusal, düşünsel, bedensel ve davranışsal bir hazırlık sürecini tetiklediğini söylüyor.

Anksiyete bozukluğu nedir

Anksiyete bozuklukları ise psikiyatrik bir rahatsızlık kümesine işaret eder. Hayatın normal işlevlerine engel olacak düzeyde, insan ilişkilerini, verimi bozacak süre ve şiddette yaşanması halinde bir rahatsızlıktan söz ederiz. Anksiyeteli birey maruz kaldığı risk ve tehlikeleri olduğundan daha fazla kodlar. Panik bozukluk, obsesif kompulsif bozukluk, yaygın anksiyete bozukluğu, sosyal fobi ve diğer basit fobiler en çok bilinen kaygı bozukluklarıdır.

Yaygın anksiyete bozukluğu ise neredeyse tüm güne yayılmış bir şekilde kaygı ve gerginlikle giden, ortada ciddi bir sebep olmasa bile başına çok kötü şeylerin geleceğini düşünerek sürekli huzursuzluğa sebep olan bir hastalıktır. Hastalar, sağlıkla ilgili, parasal konularda, ailevi meselelerde ve iş hayatında hep felaket beklentisi içinde olurlar. Bazen bir günü geçirme fikri bile bu insanları ciddi endişe içine sokabilir.

Yaygın anksiyetesi olan insanlar konsantrasyon sorunları yaşarlar ve herhangi bir zamanda bir türlü tam anlamıyla rahat edemezler. Birçok bedensel belirti tabloya eşlik edebilir. Yorgunluk, başağrıları, kas gerginliği, yutma zorluğu, titremeler, uyuşmalar, terleme, başdönmesi ve sık tuvalete gitme ihtiyacı gelişebilir. Yaygın anksiyete bozukluğu madde kullanımına ve alkol kötü kullanımına zemin hazırlayabilir.

Yaygın anksiyete bozukluğu olan bir hastanın anlattıkları:

– Kendimi her zaman endişeli bulurum.
– Günü yakalayıp bir türlü rahat edemiyorum.
– Bazen gelip gidiyor bazen ise sürekli etkisinde kalıyorum.
– Akşam yemek için ne yapacağıma, bir arkadaşıma yaş günü için ne alacağıma bile kaygılanıyorum.
– Hiçbir şeyi oluruna bırakamıyorum.
– Sorunlarım arttığında işimi yetiştiremeyeceğimden kaygılanıyorum ve kendimi çok kötü hissediyorum.
– İşimi kaybetmekten korkuyorum, tedavi olana kadar hayatım perişan haldeydi.
– Uykuya dalmakta zorlanıyorum, bazen gecenin ortasında uyanıyorum.
– Bir filme ya da kitaba konsantre olamıyorum.
– Başım dönüyor gibi hissediyorum, o zamanlar kalbim çarpıyor ve bu durum kaygımı daha da artırıyor.
– Herşeyi olduğundan çok daha fazla olumsuz görüyorum.
– Basit bir mide ağrım olsa mide ülseri olduğumu ve midemin kanayacağını düşünüyorum.

Nasıl tedavi edilir

Yaygın anksiyete bozukluğu ilaçlara ve psikoterapiye çok iyi yanıt verir. Çoğu kez iki yöntemi birlikte kullanmak daha etkin ve kalıcı sonuçlar alınmasına imkan verir. Tedavi edilmemiş kaygı bozuklukları mesleki, sosyal ve tıbbi birçok komplikasyona zemin hazırlar. Depresyon gibi diğer psikiyatrik rahatsızlıkların ortaya çıkmasına da yol açar.

ENDİŞE BİZİM İŞİMİZ

Endişeyi anlamak; şüphesiz herkes gibi sende endişe duydun, fakat endişe sırasında o kadar çok fizyolojik değişim yaşarız ki bunu neler olduğunu kestirmek zor olsa gerek.

Bunlardan bazılarını sizin için yazmak istedim; örneğin bir konuşma yapacaksınız, nutkunuzun tutulmasından korkarsınız, sözleri unutmaktan, yanlış konuşup utanmaktan ve daha birçok neden sayabilirim,

*psikolojik sistem; bedensel tepkiler verir, terleme kalp atışında hızlanma, baş dönmesi,

*bilişsel sistem; durum hakkında düşündükleriniz, aptalca bir şey yapmaktan korkmak,

* duygusal sistem; bu çok korkunç bir şey, çok korkuyorum!

*davranışsal sistemimiz; ayak sallama, yerinde duramama, tutuk konuşma, çok düşünme,

*motivasyon; ben buradan gitmek istiyorum, görmek istemiyorum vb,

O anlarda bize neler oluyor?

-nefes almada güçlük

-kalp çarpıntısı

-boğulma hissi

-terleme

-baş dönmesi

-mide bulantısı

-bayılma

-karın ağrısı (özellikle çocuklarda okula gitmemek için)

-uyuşma, ürperti

 

‘’Bunları takip edersek, etiketlemeler başlar başarısızım, beceriksizim, buna dayanamam utancımdan ölürüm, ama söylersem beni azarlar, ya konuşursam işimi kaybederim, duygularımı söylersem suçlanırım,  küçük düşerim, duygularımı söylersem terk edilirim,  bazen kendi kusurlarımızı büyütür başkalarını yüceltiriz ve bazen de tam tersini yaparız.

En çok başvurduklarımız, geleceği tahmin etmeye çalışmak, zihin okumak, falcılarJ  delil göstermek, yemin etmek, kendini aklamaya çalışmak hiçbir şey yokken bile yemin etmek, güvensizlik, yada çok güvenmek.

-Ve sonunda ise;

Alınganlık,

Sık sık tartışma,

İştahsızlık veya çok yemek yeme isteği,

Kafa karışıklığı,

Konsantrasyon dağınıklığı

Aşırı çalışarak telafi,

Öfke,

Değişen ruh hali,

İnsanlardan kaçınma,

Boşluk duygusu,

Korku,

Unutkanlık,

Çok para harcama,

Madde bağımlılığı,

Uyuma zorluğu,

İşten kaçmak,

Kıskanmak,

Kontrol etmek,

Daha bir çok örnek verebiliriz….

Tüm bunların beynimize nasıl yerleştiğine gelirsek; genellikle çocukluk dönemlerinde beynimizdeki amigdala sistemi kayıtları iyi tutmaya başlıyor diyelim.

*Örneğin;  kaybolma, olumsuz değerlendirme, yaralanma, düşme, suda boğulma, karanlık, ani gürültü, havasızlık, terk edilme, bunlar kayıtlarımızda daima kalır ve en yakın durumda aktifleşirler, bu sebeple yaşadıklarımızı anlamlandıramayız.

En çok yara alma sebeplerinden bir tanesi de ayrılan ailelerin çocuklarında başlar, anne babanın ayrılması elbette zor bir süreçtir ancak, çocuktaki en temel korku  ‘şimdi bana ne olacak korkusudur’.

Bu durumda en güvenli şekilde ayrılmayı gerçek hale dönüştürmek gerekir, güvende olduğunu anlayan hisseden çocuk bu duruma adapte olmakta kolaylık yaşar.

Durumdan kaçmak, yalan söylemek sadece yaşanan durumu zor hale getirmekten başka hiçbir işe yaramaz.

Endişelerinizin üstesinden gelebilmek için onları anlamanız çok önemlidir. Herhangi bir tehlike olduğunda beynimiz acil duruma geçer, bazen de endişe iyidir kurtarıcı anları çok fazla olabilir.

 

Endişeyi nasıl kontrol ederiz;  kendimize sorular sorarak, peki nasıl?

  • Şu andaki yaşadığım durumun benim için hayati tehlikesi var mı?
  • Fiziksel zarar görür müyüm?
  • Psikolojik zarar görür müyüm?
  • Yaşamımda beni koruyan kurallarımı zedeler mi?

 

Kendinize sorun lütfen karşılaştığınız durum karşısında olabilecek en kötü şey nedir?

Eğer söz konusu durum gerçekleşirse ne olur?

Şu anda zarar görmeseniz bile sonucunda ne olabilir?

Mikro Endişenizi Kontrol Altına Alabileceğiniz Bazı Öneriler,

Solunum sisteminizi kontrol edin, diyafram nefesi mutlaka öğrenin nefes alırken burun deliklerinizi mutlaka hissedin, 3 sn nefes alın 5 sn nefes verin, nefes alırken hislerinize odaklanın, 3 dk. boyunca nefesinize odaklanın.  Eğer yoğun duygusal sorunlar yaşıyorsanız nefes alırken ağlama yaşayabilirsiniz ve baş dönmesi olabilir. Bu egzersizin temel amacı birçok var olan mikro endişeyi sadece nefes ile kontrol altına alabilmenizdir.

Kaygılardan kaçmak yerine yüzleşmeyi öğrenmek, ulaşılabilir hedefler koymak,

Duygu ve düşüncelerinizi mutlaka el yazınız ile yazın yazmak yüzleşmektir, yazdıktan 24 saat sonra okuyun biliyorum ki çoğunlukla bir gün önceki durumda olmayacaksınız.

Nefes alırken; ben güvendeyim, kontrol bende, bu durumu aşabilirim, diyebilirsiniz..

HER ŞEY DÜŞÜNCEDE BAŞLAR

Işık gök gürültüsünden, düşünce de eylemden önce gelir. HEINRICH HEINE

Kaygıyı Yaşamak

Kaygı; Kaygı kişinin korku verici veya tehdit edici bir duruma karşı vermiş olduğu ruhsal ve bedensel bir tepkidir. Yaşantımızdaki rutinlerimizin dışında,  ancak yaşamın bütününü düşündüğümüzde karşılaşma ihtimalimiz olan durumlardır. Önemli sınavlar, taşınma, yeni başlangıçlar, ailevi problemler, yakınların kaybı, başarısızlıklar, maddi veya manevi kayıplar herkes üzerinde, dozu ve etkisi değişen oranlarda kaygı oluşturabilir, ruh sağlığı yerinde olan bireylerde de baskı yaratabilir.

Bu durum birey tarafından yaşanmalı bu durumla baş etme becerileri geliştirilmelidir. Kaygı yaşamımızın ayrılmaz bir parçasıdır ve aslında ruhumuzu güçlendiren bir etkisi vardır. Kaygı yaşanması, kişiyi ve yoğun olarak yakın endişelendirmektedir.

Bireyler için sağlıklı düzeylerdeki kaygı harekete geçirici ve motive edicidir. Birey kaygı duyarsa eyleme geçer ve adım atar. Kişinin kaygısını ortadan kaldırırsanız onu atalete süreklersiniz. Örneğin, gelecek için kaygılanan öğrenci ders çalışır, sınava hazırlık yapar. Ancak kaygı taşımayan öğrenciler için ders çalışmak diye bir durumdan bahsedemeyiz.

Kişiler bazı olayların üstesinden gelerek benliklerini ve ruhlarını güçlendirmektedirler. Ancak bu becerinin ilaçlarla veya hiç kaygı yaşamayacak şekilde ortadan kaldırması ve bu yönde hayatının organize edilmesiyle aslında iyilik değil kötülük yapılmaktadır.

Yürüdüğünde düşeceğini ve kolunu kıracağını düşünerek çocukların yürümesine engel olmaya benzer bu durum. Çocukların bazı doğal kaygılarla tanışmasını ve baş etmesini sağlayarak güçlenmesi,  ebeveynlerin hedefi olmalıdır. Özellikle çocukların artan ilaç kullanımının bu şekilde önüne geçilmesi gerekmektedir. Çünkü çocukların yaşadıkları her kaygıda ailelerin paniğe kapılarak ilaçlarla süreci atlatmaya çalışmaları sıkıntı yaratır.

Kaygının normal veya müdahale edilmesi gerektiği konusunda kararı uzmanların vermesi gereklidir. Ancak ailelerin de bu konuda farkındalıklarının artması ve ebeveynlerin bilinçlenmesi,  kulaktan dolma bilgileri ve atılan yanlış adımları engelleyecektir.

Ancak toplumsal yaşantımızı tehdit eden, terör, cinsel saldırı, afetler karşısında daha dikkatli olunmalıdır. Bu durumlar daha zordur ve mutlaka yardım alınması gerekebilir. Bununla birlikte, belirttiğim gibi etkilenme derecesi her birey için farklıdır.

Bazen günlük kaygılarla bile baş edebilmenin çok zorlayıcı olabildiğini görmekteyiz. Ki bu şekilde sorun yaşayan bireylerde sorunun kaynağı kaygı ile baş edememektir. Kaygı yaratan durumların olağan üstü olmamasına rağmen, kişilerin baş edememesi söz konusuysa, özellikle günlük aktiviteleri ve sorumlulukları olumsuz etkileniyorsa uzman yardımı alarak, daha güçlü olabilmesi ve baş etme becerilerini arttırabilmesi gereklidir.

Sadece ilaç tedavisi ile sorunun üstünü örtmek yerine, sorunun kaynağına inilerek iyileşme sürecinin yaşanması önemli ve gereklidir. Bu durum sadece bireyin kendisi ile de sınırlı tutulmadan, ailesini de kapsamalı, ailelere rehberlik yapılmalıdır. Aile yapısı içinde aksayan ve işe yaramayan yönler düzeltilerek, kaygısıyla baş edebilen, ayakları üzerinde daha güçlü duran ve kimyasallardan medet ummayan çocuklar yetiştirmek mümkündür. Bunun için de en büyük adımlar anne ve babalar tarafından atılmalıdır.

Anksiyete Bozuklukları (Kaygı Bozuklukları) Nedenleri Türleri ve Belirtileri

Anksiyete; nedeni bilinmeyen, içten gelen, belirsiz, korku, kaygı, sıkıntı, kötü bir şey olacakmış endişesi ile yaşanan bir bunaltı duygusudur. Yaşamı tehdit eden ya da tehdit şeklinde algılanan bir çeşit alarm duygusudur. İçten ya da dıştan gelen tehlikeler ya da tehlike beklentilerine karşı yaşanan bir tepkidir. Çok hafif gerginlik ve tedirginlikten panik derecesine varan değişik yoğunluklarda olabilir. Anksiyetenin patolojik özellikleri yanı sıra uyuma dönük işlevi de vardır. İç ve dış tehlikelere karşı koruyucu, uyarıcı, önlem alınmasını sağlayan bir yönü de vardır. Algılanan bu tehlikelere karşı benlik savunma düzeneklerini kullanarak baş etmeye, önlem almaya, kendini korumaya çalışır. Eğer benlik gücü yerindeyse sorun çözülür. Bu nedenle her zaman patolojik ve normal Anksiyete arasında ayrım yapmak kolay olmayabilir.

Oluş Nedenlerini Psikolojik ve Biyolojik olmak üzere 2 ana başlık altında toplayabiliriz.

1.Psikolojik Varsayımlar

a.Psikoanalitik varsayım: Bu görüşe göre anksiyete temelde bir iç çatışmanın ürünüdür. Buradaki çatışma benlik ile altbenlik, ya da benlik ile üstbenlik arasında oluşabilir. Altbenlikden haz ilkesi doğrultusunda doyum arayan dürtüler üstbenliğin gerçekleri tarafından engellenir. Benlik bunlar arasındaki çatışmayı çözerek dürtüyü bastırırsa sorun çözülür. Benlik çatışmayı çözemezse, bastıramazsa bunu tehlike olarak algılar. Bütün bu süreç bilinç dışında yaşanır. Bilinç alanında ise ortaya anksiyete çıkar. Buna “serbest yüzen anksiyete” denir. Eğer bastırma işe yaramadığında bu çatışmayla başetmek için diğer savunma düzeneklerini kullanırsa kullandığı savunma düzeneğine göre diğer anksiyete bozukluklarının klinik tabloları gelişir.

b.Davranışçı varsayım: Davranışçı görüşe göre anksiyete öğrenilmiş bir süreçtir. Koşullu uyaranlar koşulsuz tepkilere neden olur. Ayrıca sosyal öğrenme ile ailenin tepkileri de model olarak alınır.
c.Bilişsel varsayım: Bu varsayıma göre anksiyetenin nedeni olayın kendisi değil, bu olayın kişi tarafından nasıl yorumlandığı, nasıl algılandığıdır. Olayların çarpıtılmış düşünce örüntüleriyle algılanması sonucunda anksiyete ortaya çıkar.

2.Biyolojik varsayımlar

Anksiyete bozukluklarında otonom sinir sisteminde sempatik etkinliğin arttığı, buna bağlı olarak fizyolojik belirtilerin ortaya çıktığı düşünülmektedir. Biyokimyasal olarak yapılan çalışmalarda nörotransmiterler üzerinde durulmakta, noradrenalin ve serotonin düzeylerinin arttığı düşünülmektedir. Ayrıca bazı nörokimyasal maddelerin (sodyum gibi) verilmesiyle yapay olarak panik nöbetleri ortaya çıkarılabilmektedir. Bunların dışında kalıtımsal bir yatkınlığın olduğundan da söz edilmektedir.

SINIFLANDIRMA

Anksiyete bozuklukları DSM-IV de 10 alt başlık olarak ele alınmıştır. Bunları sıralamak istersek:

1. Yaygın Anksiyete Bozukluğu

2. Panik Bozukluk

– Agorafobi ile birlikte -Agorafobi ile birlikte olmayan

3. Özgül Fobi

4. Sosyal Fobi

5. Obsesif-Kompulsif Bozukluk

6. Posttravmatik Stres Bozukluğu

7. Akut Stres Bozukluğu

8. Genel Tıbbi Duruma Bağlı Anksiyete Bozukluğu

9. Madde Kullanımına Bağlı Anksiyete Bozukluğu

10. Başka Türlü Adlandırılamayan Anksiyete Bozukluğu

KLİNİK ÖZELLİKLER

Temel olarak anksiyete bozukluklarında belirtiler benzerdir. Ancak kullanılan savunma düzeneklerine göre farklı belirtiler eşlik ederek farklı klinik tablolar oluşur. Genel anlamda anksiyetenin 4 temel klinik özelliği vardır.

1) Bilişsel belirtiler: Gerçeklik duygusunda değişme, çevrenin değişiyor gibi algılanması, dikkat dağınıklığı, konsantrasyon güçlüğü, kontrolünü yitirme kaygısı, fiziksel zarar göreceği endişesi.

2) Affektif belirtiler: Korku, huzursuzluk, endişe, çaresizlik, alarm duygusu, panik.

3) Davranışsal belirtiler: Anksiyete yaratan durumlardan kaçınma davranışı, dona kalma.

4) Fizyolojik belirtiler:

Kardiovasküler sistem: Çarpıntı, kan basıncı değişiklikleri, soluk renk ya da yüzde kızarma

Solunum sistemi : Nefes darlığı, hava açlığı, boğazda düğümlenme, boğulma hissi.

Gastrointestinal sistem : Yutma güçlügü, bunaltı, kusma, ishal, karın ağrısı.

Genitoüriner sistem : Sık idrara çıkma, empotans, cinsel isteksizlik.

Cilt belirtileri : Terleme, kızarma, sıcak basması

Nörolojik : Tremor, parestezi, anestezi, başdönmesi, bayılma hissi veya bayılmalar, kas gerginliği, motor huzursuzluk.

YAYGIN ANKSİYETE BOZUKLUĞU

En az 6 ay süreyle, hemen her gün anksiyete ve endişeli beklenti, huzursuzluk, çabuk yorulma, gerginlik, konsantrasyon güçlüğü gibi belirtilerle giden sosyal ve mesleki işlevselliği bozan bir durum olarak tanımlanır. Yaygınlığı %3–8 arasında değişir. Kadınlarda sıklığı 2 kat daha fazladır. Klinik özellikleri içinde yaygın ve yoğun bir anksiyete, huzursuzluk, irritabilite, titreme, baş ağrısı, terleme, çarpıntı, mide yakınmaları, boğulma hissi, endişeli beklenti gibi belirtiler ön plandadır. Hastaların çoğu bedensel belirtiler nedeniyle psikiyatri dışı hekimlere başvururlar, çoğu kez yanlış tanınırlar. Premenstürel dönemde yakınmalar ağırlaşır. Sıklıkla başlangıçta yaşam zorlarıyla karşılaşmışlardır. Süregen bir gidiş gösterir. Streslerle karşılaştıkça alevlenme gösterir. Tiroid hastalıkları, KVS hastalıkları, diğer anksiyete bozukluklarından ayırıcı tanısı yapılmalıdır. Sağaltımı en az 6–12 ay sürmelidir. Kognitif-davranışcı, destekleyici psikoterapötik yaklaşımlardan yarar görürler.

PANİK BOZUKLUK

Kendiliğinden ve beklenmedik bir biçimde ortaya çıkan panik ataklarla giden bir klinik tablodur. Panik atak aniden ve beklenmedik biçimde ortaya çıkan , ½-1 saat süreli, bedensel belirtilerin eşlik ettiği yoğun bir anksiyete nöbetidir. Ataklarda çarpıntı, terleme, titreme, nefes darlığı, boğulma hissi, göğüs ağrısı, bulantı, baş dönmesi, sersemlik, kontrolünü kaybedeceği korkusu, çıldıracağı korkusu, ölüm korkusu, uyuşma ve karıncalanmalar, üşüme, ürperme, çevrenin değiştiği duyguları gibi belirtilerden 4 ya da daha fazlasının olması gerekir.

İlk panik atak sıklıkla kendiliğinden ortaya çıkar. Herhangi bir uyarılma, fiziksel egzersiz, emosyonel travma, kafein, alkol, madde kullanımı gibi durumlar ilk atağı tetikleyebilir. Ataklar ani başlar, belirtiler ortalama 10 dakikada doruk noktasına ulaşır. Ana belirti ölüm, kontrolünü yitirme ve çıldıracağı korkusudur. Bu korkunun kaynağı belirsizidir. Birlikte anksiyetenin fizyolojik belirtileri yoğun olarak görülür. Bulundukları yeri terketme, yardım arama davranışı görülür. Ataklar dışında atakların yineleyeceği korkusu yani beklenti anksiyetesi vardır.

Sıklıkla geç ergenlik döneminde ya da 30’lu yaşlarının ortalarında görülür. Yaşam boyu yaygınlığı %1,5–3 arasındadır. Kadınlarda 2–3 kat fazladır.

Panik atak eğer kişinin kaçması ya da yardım alması güç olan bir durumda ya da yerde ortaya çıkıyor ve böyle bir durumdan kaçılıyorsa “Panik bozukluk (agorafobili)” olarak adlandırılır. Tipik olarak bu ortamlar evden dışarıda yalnız olma, kalabalıkta kalma, otobüs, tren gibi araçlarda seyahat etme, köprü üstünde, asansörde olma gibi durumlardır. Kişi yoğun bir sıkıntıyla bu ortamlara katlanır. Çoğunlukla böyle ortamlarda bulunmaktan kaçınır ya da birinin eşlik etmesiyle dayanabilir. Kaçınma davranışı kişinin sosyal ve mesleki yaşamını bozar. %20–80 depresif belirtiler eşlik eder.
Ayırıcı tanısında hipertroidi, hiperparatroidi, feokromasitoma, vestibuler işlev bozuklukları, epileptik bozukluklar, aritmi ve supraventriküler taşikardi gibi kardiyak sorunlar, madde kullanımı, hipoglisemi değerlendirilmelidir.

ÖZGÜL (SPESİFİK) FOBİ

Özgül bir nesne ya da durumun varlığı, ya da bununla karşılaşacak olma beklentisiyle başlayan aşırı, anlamsız bir korkudur. Fobik uyaranla karşılaşılınca birden başlayan anksiyete tepkisi ortaya çıkar. Panik atak halini alabilir. Kişi korkunun aşırı ya da anlamsız olduğunu bilir. Yine de bu durumlarla karşılaşmamak için kaçınma davranışına girer. Fobik uyaranla karşılaşma ile ilgili kaçınma, korku ya da anksiyöz beklenti, kişinin olağan günlük işlerini, mesleki işlevselliğini ya da toplumsal yaşamını belirgin ölçüde bozar.

Çocuklarda anksiyete, ağlama, huysuzluk gösterme, donakalma, sıkıca sarılma olarak dışavurulabilir.

Toplumda ki yaygınlık oranı %5–10 dolayındadır. Kadınlarda 2 kat fazladır. Fobilerin oluş nedenleri içinde temel psikodinamik görüş biliçdışı benlikçe kabul edilmeyen dürtülerin yer değiştirerek dış nesnelere aktarılmasıdır.

Tipleri:

Durumsal tip: Tünel, asansör, uçağa binme, araba kullanma, kapalı yerler gibi durumlarla karşılaşılınca ortaya çıkar. Çocukluk çağında ve yirmili yaşlarda sıktır.

Hayvan tipi: Bir veya birden fazla hayvana karşı oluşan fobidir. Genelde çocukluk çağlarında başlar.

Doğal çevre tipi: Fırtına, yüksek yerler gibi ortamlardır. Sıklıkta çocuklukta başlar.

Kan-enjeksiyon-yara tipi: Genellikle aileseldir. Çoğu zaman vazovagal tepki görülür.

Diğer tip: Boşluk fobisi, çocuklukta masal kahramanlarından ya da yüksek seslerden korkma gibi.

Ayırıcı tanıda agorafobili panik bozukluktan ayrımı yapılmalıdır. Durumsal tip fobide korkunun odağı o ortamlarda ne olacağına ilişkindir (düşeceği, yaralanacağı gibi). Agorafobili panik bozuklukta ise korkunun odağı yardım alamayacağı, kaçamayacağı ile ilgilidir.

SOSYAL FOBİ

Sosyal ortamlarda (özellikle tanımadığı kişiler, başkalarının yanında, kalabalıkta ) bir eylem gerçekleştireceği ( konuşma, yemek yeme, telefon etme gibi) zamanlarda olumsuz değerlendirileceğinden, aşağılanacağından, küçük duruma düşeceğinden aşırı kaygı duyma ve korkma ile belirlidir. Korkulan sosyal ortamda kaldığında her zaman anksiyete belirtileri çıkar, panik atağa varabilir. Kişi bunun aşırı ya da anlamsız olduğunu bilir. Ancak böyle durumlardan kaçınır, bu da toplumsal ve mesleki işlevselliğini bozar.

Başlama yaşı ergenlik dönemidir. Toplumda ki yaygınlık oranı %2–3 dolayındadır. Kadınlarda erkeklere oranla daha fazladır. Sosyal fobinin çekirdeğinde başkaları üzerinde olumlu bir izlenim yaratma isteği ve bunu yapabileceği konusunda güvensizlik vardır. Sosyal fobikler olumsuz değerlendirileceklerine ilişkin düşünce ve inançlarına kanıt bulmak için dikkatlarini seçici olarak olumsuz durumlara yoğunlaştırmaları da anksiyete durumunu arttırmaktadır. Başkalarının, ellerinin ya da seslerinin titrediğinin farkına varacakları ile ilgili kaygılarından dolayı toplum önünde konuşmaktan korkabilirler ya da düzgün bir biçimde konuşamıyor gibi görünmekten korktukları için başkaları ile karşılıklı konuşurken aşrı anksiyete duyabilirler.

Çekingen kişilik bozukluğu ve obsesif kompulsif kişilik bozukluğu ile sosyal fobi birlikte görülebilir. Kişilik bozukluğu ile birlikte sosyal fobide yüksek belirti sıklığı, sosyal anksiyete ve işlevde belirgin bozulma vardır. Bilişsel ve davranışçı sağaltım yöntemleri, sosyal beceri geliştirme eğitimi yararlıdır.

OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUK

Obsesyon(saplantı) yineleyici, ısrarlı, anksiyeteye neden olan, istenmeden gelen benliğe yabancı düşünce, dürtü ya da düşlemlerdir. Kompulsiyon(zorlantı) ise; obsesyonları kovmak için yapılan, yineleyici, kişinin kendini yapmaktan alıkoyamadığı davranışlar ya da zihinsel eylemlerdir. Kişi obsesyonlarını kendi zihninin bir ürünü olarak görür, mantıksız ya da saçma olduğunu bilir.

Kompulsiyonlar ise obsesyonun doğurduğu anksiyeteyi azaltmak amacıyla yapılır, gerçekle ilgisi yoktur, belirgin olarak abartılıdır, geçici rahatlama sağlar. Obsesyonu etkisizleştirmeye yöneliktir. Obsesyon ve kompulsiyonlar kişinin zamanının harcanmasına, günlük işlerin aksamasına, toplumsal ve mesleki işlevselliğin bozulmasına yol açar.

Ortalama başlangıç yaşı 20’li yaşlardır. Yaşam boyu yaygınlığı %2-3 dolayındadır. Çoğu zaman sinsi başlar, süregen alevlenip yatışan bir gidişi vardır. Bu alevlenmeler stresle ilişkili olabilir. Oluş nedenleri içinde biyolojik nedenler önemli bir yer tutmaktadır. Sağaltımında kullanılan serotonin gerialım inhibitörlerinin etkili olması, bozuklukta serotonerjik dizgenin rolü olduğunu düşündürmüştür. Beyin görüntüleme çalışmalarında özellikle kaudat çekirdekte küçülme olduğuna ilişkin bulgular vardır. Kalıtımsal çalışmalarda OKB’li hastaların birinci derece yakınlarında 5–10 kat daha fazla benzer hastalık öyküsüne rastlanmaktadır.

Klasik psikoanalitik kurama göre anal döneme gerileme ana düzenektir. Bu dönem özellikleri (cimrilik, kararsızlık, aşırı düzenlilik, titizlilik, inatçılık) bu kişilerde sık görülür. Bu kişiler büyüsel düşünceleri yoğun olan, katı ve cezalandırıcı üstbenlikleri olan kişilerdir. İzolasyon, yap-boz, karşıt tepki kurma (reaksiyon-formasyon), yer değiştirme sık kullanılan savunma düzenekleridir.

Klinik Özellikleri

Bir fikir ya da dürtü kendiliğinden ısrarlı ve kalıcı biçimde kişinin bilincine girer. Bunun doğurduğu anksiyete kişiyi önlem almaya iter. Bunlara karşı koymak için, etkisizleştirmek için kompulsiyonlar ortaya çıkar. 4 ana belirti örüntüsü vardır.

1.Bulaşma: En yaygın görülenidir. Kişi idrar, dışkı, toz ya da mikrop bulaştığını düşünür. Bu bulaşmanın nesneden nesneye, insandan insana geçtiğine inanır. Bunu yok etmek için yıkama, temizleme eylemlerine girişir, ya da onlardan kaçınmaya çalışır
2.Kuşku: Kişi bazı eylemleri yapmadığına, unuttuğuna, ihmal ettiğine inanır ( Kapıyı, musluğu, hava gazını açık bıraktığı şeklinde). Bunu kontrol etme kompulsiyonları izler. Defalarca ocağı, kapıyı kapatıp kapatmadığını kontrol eder.

3.Simetri-kuralcılık: Bazı durumların belli bir düzen içinde olmasını isteme biçimindedir. Yineleyen eylemler şeklindedir (yemek yeme, yüz yıkama gibi).

4.Cinsel ya da saldırgan eylem düşünceleri (çocuğunu öldüreceği, cinsel tacizde bulunacağı düşünceleri gibi)

En sık görülen obsesyonlar bulaşma (%55), kuşku, cinsel ya da saldırgan düşüncelerdir. En sık görülen kompulsiyonlar ise yıkama, temizleme, kontrol etme, sayı sayma, dua etme, soru sorma gibi kompulsiyonlardır.

Davranışçı psikoterapi (yüzleştirme, tepki geciktirme, duyarsızlaştırma) oldukça yararlıdır.

POSTTRAVMATİK STRES BOZUKLUĞU

Hemen herkeste ciddi bir sıkıntıya yol açabilecek stresli bir olayla karşılaştıktan sonra ortaya çıkan; travmatik olayın düşlerde ve düşüncede tekrar tekrar yaşanması, travmayı hatırlatan olaylardan ya da durumlardan kaçınma, duygusal tepkisizlik, otonomik aşırı uyarılmışlık hali, tetikte olma, irkilme ile giden bir klinik tablodur. Bu duruma yol açabilecek travmalar savaş, doğal afetler, yaşamı tehdit eden kazalar, saldırı ya da tecavüz gibi durumlardır. Kişi bu olaylarda ölüm ya da yaralanma tehditi yaşamıştır ya da tanık olmuştur. Travmatik olayı çağrıştıran herşeyden kaçar. Karşılaşmak durumunda kalırsa yoğun anksiyete yaşar. Travmayı tekrar tekrar düşlerinde ve düşüncelerinde yaşar. Kaçınma davranışı nedeniyle insanlardan uzaklaşır, işlevselliği bozulur. Aşırı irkilme, uyarılmışlık durumu, uykuya dalmakta güçlük, konsantre olamama, irritabilite görülebilir.

Posttravmatik stres bozukluğu çocukluk dönemini de içine almak üzere herhangi bir yaşta başlayabilir. Yaygınlık %1–3 dolayındadır. Belirtiler travmatik olaydan sonra 3 ay içinde başlarsa akut, 3 aydan sonra başlarsa süregen olarak değerlendirilir.

Eğer travmatik olaydan sonra ortaya çıkan durum 1 aydan kısa sürerse “Akut Stres Bozukluğu” olarak tanı konur.

Ruhsal destek sağlamak, olayı tartışmaya yüreklendirmek, gevşeme egzersizleri gibi yaklaşımlar yararlı olur.

GENEL TIBBİ DURUMA BAĞLI ANKSİYETE BOZUKLUĞU

Başlıca özelliği genel tıbbi bir durumun fizyolojik etkilerine bağlı, klinik açıdan belirgin anksiyetenin bulunmasıdır. Belirtileri arasında yaygın anksiyete bozukluğu, panik atakları ya da obsesyonlar bulunabilir. Öykü, fizik bakı ve laboratuvarda genel tıbbi duruma bağlı kanıtlar bulunabilir. Hipertiroidi, hipotiroidi, feokromasitoma, vit B12 eksikliği, kardiyak aritmi, hipoglisemi, anemi, kronik obstrüktif akciğer hastalıkları, SLE, parkinson, multipl skleroz sık olarak anksiyete bozukluklarına yol açan klinik durumlardır. Altta yatan hastalığın sağaltımı yapıldığında genellikle düzelir.

MADDE KULLANIMININ YOL AÇTIĞI ANKSİYETE BOZUKLUĞU

Madde kullanımının yol açtığı anksiyete bozukluğunun başlıca özelliği; bir maddenin fizyolojik etkilerine bağlı olduğu yargısına varılan, belirgin anksiyete belirtilerinin bulunmasıdır. Alkol, amfetamin, kokain, kannabis, hallüsinojenler, inhalanlar, fensiklidin ve benzeri maddelerin entoksikasyon durumlarında; alkol, kokain, sedatifler, hipnotikler ve anksiyolitiklerin yoksunluğu sırasında anksiyete belirtileri ortaya çıkabilir. Anestetikler, analjezikler, insülin, tiroid preperatları, oral kontraseptifler, antihistaminikler, antiparkinson ilaçlar, kortikosteroidler, antihipertansifler, kardiovasküler ilaçlar, antikonvulsiyonlar anksiyeteye yol açabilirler.

Fibromiyalji İle Yaşamak

Merhabalar buralara geldiğinize göre sizde bu hastalıktan mustaripsiniz ya da araştırma peşindesiniz. Ben maalesef birinci gruptayım. Bu yazıyı yazmamınsa tek sebebi benim gibi fibromiyalji hastaları ile tecrübelerimi paylaşmak.

Ben bu rahatsızlıkla yaklaşık üç yıldır mücadele etmeye çalışıyorum. İyileştim mi? derseniz Hayır ama en azından iyi hissetmek hastalığın etkilerini en aza indirmek için kendime göre yöntemler geliştirdim.

Herşeyden Önce Nedir Bu Fibromiyalji?

Fibromiyalji yaşam kalitenizi ciddi anlamda bozan kronik ağrı veya kronik yorgunluk sendromudur. Yaygın kas ağrıları, baş ağrısı, yorgunluk, bitkinlik, halsizlik, uyku düzensizlikleri ve bazen de spastik kolit dediğimiz tuvalete çıkma problemlerinin eşlik ettiği kronik bir hastalıktır.(Medikal Park)

Daha öncede söylediğim gibi bu rahatsızlıkla tanışmam üç yıl öncesine dayanıyor. Küçük bir kulunç ağrısıyla başlayan bu hastalık tüm hayatımı kâbusa çevirmeyi çabucak başardı. Kulunç ağrısının ardından bildiğiniz bademcik şişmesi gibi vücudumdaki lenf bezlerinin şişmesi akla çeşit çeşit bir sürü hastalığı getirdi. Bir ay gibi kısa bir sürede hızla kilo kaybetmem o güne kadar grip bile olmamış bendenizi minder gibi yere serdi. Çok sayıda hastalığın belirtilerine benzeyen belirtiler göstermesi benimde çok sayıda doktor gezmeme çok sayıda tetkik yaptırmama neden oldu. EMG ler, ultrasonlar, MR lar neler neler. Kadın hastalıklarına kadar birçok doktorun kapısını çaldım(Bu arada kadınlarda görülme yüzdesi daha fazla).

Benim anladığım bu hastalık her insanda farklı semptomlarla gelişiyor. Ortak olan kas ağrıları zira çoğu hastanın kas ağrılarından şikâyetçi. Benimde kas ağrıları dışında lenf bezlerim şişti. Onlarla uğraşırken midemde yanmalar, ağrılar gelişti. Zaten var olan kabızlığım hemoroidle taçlandı .Bide vertigo gelişti ki evlere şenlik iki adım atamaz oldum. Çok uzatmayayım elimde tetkik sonuçları(çeyiz bohçası gibi) böyle böyle üç ay doktor doktor gezdim.Her hün farklı bir rahatsızlık baş gösteriyord Kendimden ümidi kesmiştim. Evde duramıyor, uyuyamıyor, neredeyse nefes bile alamıyordum. İşi gücü boşladım. Tüm enerjimi hastalığın ne olduğunu bulmaya adadım ki, nihayet bir fizyoterapist tokat atar gibi “Kendinizle ne kadar ilgilisiniz yoksa hastalık hastası mısınız ? “ dedi. Yazılı bir test yaptı, muayene etti ve tetkikleri inceleyerek fibromiyaljiden bahsetmeye başladı. Aynı zamanda yaygın anksiyete bozukluğundan bahsederek bir psikiyatri kliniğine gitmemi söyleyerek fizik tedavimi başlattı.

Yalan yok basit bir kas hastalığı nasıl olurda bir insanı bu hale koyar diye inanasım gelmedi. Gel zaman git zam fizik tedavi önceleri ağrılarımı arttırsa da sona doğru iyi gelmeye başladı. Fizyoterapstin verdiği hareketleri evde de aksatmadan yaptım. Bir ay bu şekilde devam ettim bayağı toparlandım. En azından işe gidebilecek kadar iyileştim. Allah dermansız dert vermesin derler ya o hesap bu hastalık müzmin ama baş etmek ve etkilerini en aza indirmek imkânsız değil üstelik hayatınızda sizi çok fazla yormayacak değişiklikler yaparak.

Şimdilerde nasılsın derseniz yine mustaribim ama en azından şimdi ne yapacağımı biliyorum. İpleri elinize almak zor değil.

Sizlere tavsiye niteliğinde küçük ipuçları vereyim. Doktorunuz tüm hastalıkları ekarte edip size fibromiyalji teşhisi koyduktan sonra artık eskisi gibi bir hayat sürmemeli kendinize dikkat etmelisiniz. Öldürmese de ciddi anlamda yaşam kalitenizi düşüren bir hastalık çünkü bu.
Bir kere hava akımlarında kesinlikle kalmamalısınız (özellikle banyodan sonra).

Karşılıklı iki yeri açıp arasında oturmayın. (Islak bir saç tutamının boynuma çarpması bile yetiyor şaka değil)
Sert olan kaslarınızı gevşetmek için masaj birebir ama sürekli masaj yapacak birini bulmak zor zira eşim isyan etti benim sırtımı ovmaktan

Onun için yapmanız gereken basit günlük küçük bir zaman dilimini egzersize ayırmak. İnanın düzenli 15 dakika kolları çalıştırmak ya da 1 saat sakin bir yürüyüş bayağı fark ettirecek. Özellikle akut dönemde(ağrılarınızın fazla olduğu dönemlerde) çok ağır egzersizler yapmayın ağrılarınız artabilir.

Bu rahatsızlık baş gösterdiğinden beri her sabah bir araba dayak yemiş gibi uyandım uyku kalitem çok düştü, kronik bir yorgunluk bıkkınlık hali üzerime yapıştı kaldı. Bu rahatsızlıkla baş etmede düzenli uyku büyük önem arz ediyor. Onun için uyku kalitenizi arttırmak için elinizden geleni yapın. Örneğin yatmadan iki üç saat önce bir şeyler içmeyi kesin gece tuvalet problemi yaşamayın. Uykuya odaklanmanıza yardımcı olması için kitap okumayı veya derin derin nefes alıp vermeyi deneyebilirsiniz. Tam karanlık ısı dengesi iyi ayarlanmış bir oda idealdir. Dediğim gibi güzel bir uyku gerçekten şart sadece fibromiyalji hastaları için değil tüm insanlar için.

Mide ve bağırsak sağlığınızı korumak için bol bol muz, tüketebilirsiniz zira muzun strese de iyi geldiği söyleniyor. Bunun dışında çok kazla kafeinli yiyecekler tüketmemelisiniz. Bol sebze ve yeşillik tüketin.Su! Su! Su! çok su için. Mayalı ve guluten içeren yiyeceklerin FM ye iyi gelmediği söyleniyor ama ben zaten çok fazla tüketmediğim için test etme şansım olmadı. Bunun dışında süt içinde aynı şey söyleniyor ama kefir de tam tersi bir durum mevcut kefir iyi geliyormuş.

Her yerde domates, patlıcan, biber bile içermeyen birçok beslenme şekli önerilmiş de hangi birine uyalım domateste mi yemeyelim o yüzden bunlardan sadece çok fazla guluten, mayalı yiyecekler, kafein ile alkol tüketmemeye özen gösteriyorum. Sizde kendiniz bulun bence. Yalnız bir şey fak ettim kuru yemişler çok faydalı örneğin kuru kayısı, kuru üzüm ve kabak çekirdeği hem bağırsakları çalıştırıyor hem enerji veriyor.
Bunların dışında;
Ben çok sıkan kıyafetler, topuklu ayakkabılar giymemeye çalışıyorum.
Yazın güneşlenmek ve deniz çok iyi kışında hamam özellikle yüzmek.
En önemlisi de stres nasıl uzak duracağız bende bilmiyorum ama stresten uzak durmak lazım.
(Sinirlendiğim gibi ya midem ağrıyor ya boynum omzum kaskatı kesiliyor.)

Sonuç olarak piyasada bir çok alternatif tedavi yöntemi var. (Akupunktur, Hipnoz, Thai-Chi, Reiki, Shiatzu masajı, mutluluk terapisi, kognitif davranış terapisi, refleksoterapi, sıcak taş tedavisi, masaj ve aromaterapi vb.) Fakat ben bunların akut dönemde iyi gelip sonradan bir şeye yaramadığını düşünüyorum. Tabi bu benim fikrim siz tercih edebilirsiniz.

En önemlisi hareketsiz yaşamı bırakmak özellikle masa başı çalışıyorsanız günün küçük bir bölümünü yürümeye hareket etmeye mutlaka ayırın. Fazlaca kendinizi dinlemeyin. Sevdiklerinizle kaliteli vakit geçirmeye, bir hobi edinip bir şeyler yapmaya kafanızı dağıtmaya ihtiyacınız var. Vitrin bakın, örgü örün bir şeyler yazın, psikolojik sağlamlık çok çok önemli.(Bu rahatsızlık tamamen olmasa da psikolojik kökenli fizyolojik hastalık kategorisindeymiş)

Ben tam kurtulamadım fakat zamanla kendimi bununla yaşamaya alıştırdım. Zaten dikkat ettiyseniz önerdiğim ya da önerilen çoğu şey normal sağlıklı bir insanın zaten yapması gereken şeyler yük olarak görmeyin. Bu hastalık sizi sağlıklı olmanız için yapmanız gerekenleri yapmaya zorluyor. Dilim döndüğünce paylaştım sürç i lisan ettiysem affola.
Hastalıksız günler diliyorum sevgilerle.

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 3 YORUM
  1. Ahmet dedi ki:

    Uzun zamandır aradığım bir konuydu. Bu konuyu paylaştığınız için teşekkür ederiz.

  2. Anonim dedi ki:

    Sürekli sizi takip ediyorum. Yazılarınız çok başarılı.

  3. Fatma dedi ki:

    Harika bir yazı olmuş. Teşekkürler verdiğiniz bilgiler için.

Koç
21 Mart - 20 Nisan
Boğa
21 Nisan - 20 Mayıs
İkizler
21 Mayıs - 21 Haziran
Yengeç
22 Haziran - 22 Temmuz
Aslan
23 Temmuz - 23 Ağustos
Başak
24 Ağustos - 23 Eylül
Terazi
24 Eylül - 23 Ekim
Akrep
24 Ekim - 22 Kasım
Yay
23 Kasım - 21 Aralık
Oğlak
22 Aralık - 20 Ocak
Kova
21 Ocak - 19 Şubat
Balık
20 Şubat - 20 Mart
Koç
Boğa
İkizler
Yengeç
Aslan
Başak
Terazi
Akrep
Yay
Oğlak
Kova
Balık